Bakırhan, Öcalan’ın İran mesajını açıkladı: Saldırılar dursun, Kürtlerin hakları tanınsın…
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rûdaw’a verdiği röportajda Türkiye’de yürütülen çözüm sürecinin takvimi, PKK’lilerin dönüşü, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü, çerçeve yasanın uygulanması, Rojava’nın geleceği, İran’daki savaşın Kürtlere etkileri ve Kürtler arası ulusal birlik tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Rûdaw Ankara Temsilcisi Şevket Herki’nin sorularını yanıtladı.
Türkiye’de Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen süreçten PKK’lilerin dönüş takvimine, Abdullah Öcalan’ın rolünden İran’daki savaşın bölgeye etkilerine, Rojava’nın geleceğinden Kürtler arası ulusal birliğe ve DEM Parti’nin yaklaşan kongre sürecine kadar çok sayıda başlıkta değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, sürecin artık açıklama aşamasından uygulama aşamasına geçmesi gerektiğini söyledi.
“Eylül sonu veya ekimde resmi aşamalar tamamlanabilir”
Türkiye’de hazırlanan çerçeve yasanın uygulanmasına ilişkin takvimi değerlendiren Bakırhan, sürecin artık resmi bir çerçevede ilerlediğini belirtti.
Kararın Resmi Gazete’de yayımlandığını ve yasada öngörülen kurulun Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulduğunu ifade eden Bakırhan, bundan sonraki önemli aşamanın Milli Güvenlik Kurulu’nun “teyit-tespit” kararı olduğunu söyledi.
Bu kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yasanın tam anlamıyla yürürlüğe gireceğini belirten Bakırhan, PKK’lilerin dönüşü konusunda kesin bir gün vermenin doğru olmayacağını kaydetti.
Bakırhan, “Bütün işaretler bize eylülün sonu ya da ekim ayında bu resmi aşamaların tamamlanacağını, yasanın hayata geçeceğini gösteriyor” dedi.
İlk dönüşlerin ne zaman başlayacağı sorusunun da bu resmi takvime bağlı olduğunu ifade eden Bakırhan, sürecin hassasiyeti nedeniyle gün gün bir tarih belirlemenin doğru olmadığını söyledi.
“Öcalan aktif biçimde devrede olmalı”
Bakırhan, PKK’lilerin güvenli ve düzenli biçimde Türkiye’ye dönüşünün sağlanması için Abdullah Öcalan’ın süreçte aktif biçimde yer alması gerektiğini savundu.
Bu görüşün yalnızca DEM Parti tarafından dile getirilmediğini belirten Bakırhan, feshedilen PKK’nin yöneticilerinin de Öcalan devrede olmadan örgüt mensuplarına “silahı bırak, geri dön” çağrısı yapamayacaklarını ifade ettiklerini söyledi.
Öcalan ile PKK arasındaki ilişkinin bilinmesi gerektiğini belirten Bakırhan, Öcalan’ın bugün çok kısıtlı koşullarda bu rolü yerine getirmeye çalıştığını dile getirdi.
Bakırhan, bu nedenle “Barış ve Siyasallaşma Kurulu”nun bir an önce oluşturulması gerektiğini belirterek, böyle bir kurulun Öcalan’ın gerçek anlamda süreçte rol almasının önünü açacağını söyledi.
“Bu kurul oluştuğu andan itibaren, hem dağdan hem Avrupa’dan gelişlerin başlayabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz” diyen Bakırhan, dönüşlerin sağlıklı ilerlemesi açısından Öcalan’ın rolünün önemli olduğunu vurguladı.
“Açıklama aşamasını kısmen geçtik”
Sürecin yalnızca siyasi açıklamalarla sınırlı kalmaması için atılması gereken adımları da değerlendiren Bakırhan, açıklamaların bir yere kadar anlamlı olduğunu ancak artık uygulama aşamasına geçilmesi gerektiğini söyledi.
“Açıklamalar ekmek gibidir. Tazeyken tutar, bekletilirse yapısı bozulur ve kimse yemez” ifadelerini kullanan Bakırhan, açıklama aşamasının kısmen geride bırakıldığını belirtti.
Meclis’te büyük oy farkıyla kabul edilen yasanın bu açıdan önemli olduğunu ifade eden Bakırhan, artık niyetten pratiğe geçilmesi gerektiğini söyledi.
Bakırhan’a göre atılması gereken somut adımlar siyasi, hukuki, toplumsal ve psikolojik alanlara yayılıyor. Bu kapsamda kayyımların iade edilebileceğini, medyanın dilinin değişebileceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanabileceğini belirtti.
“AİHM kararları uygulanabilir; rafta duran karar, karar değildir, ertelenmiş bir haksızlıktır” diyen Bakırhan, bu durumda yüzlerce kişinin bulunduğunu ifade etti.
Barışın toplumsallaştırılmasının yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğu olmadığını da vurgulayan Bakırhan, devletin de toplumu ikna etmesi ve bu konuda sahada çalışma yürütmesi gerektiğini söyledi.
“Hukuk kâğıt üzerinde değil, uygulamada sınanacak”
PKK’lilerin dönüşü için hukuki zeminin hazırlandığını ve devletin de hazırlık yaptığını belirten Bakırhan, DEM Parti’nin hazırlığının ise daha çok siyasi ve sosyal zeminde olduğunu söyledi.
Ancak yalnızca kâğıt üzerindeki hukuki düzenlemelerin yeterli olmayacağını ifade eden Bakırhan, bunu “yüzmeyi kitaptan öğrenmeye” benzetti.
Bir düzenlemenin nasıl işleyeceğinin uygulama başladığında görüleceğini belirten Bakırhan, insanların dönüşü başladığında hangi hükümlerin işlediğinin ve nerelerde aksama yaşandığının daha açık biçimde ortaya çıkacağını söyledi.
Süreç ilerledikçe bazı maddelerin değiştirilmesinin veya yeni düzenlemelerle mevcut boşlukların giderilmesinin gerekebileceğini belirten Bakırhan, yeni düzenlemelere her koşulda ihtiyaç duyulabileceğini ifade etti.
“Aslolan yürümektir” diyen Bakırhan, sürecin iyi niyetle ve ülkenin yararına olduğu bilinciyle ilerletilmesi gerektiğini söyledi.
CHP ve Yeni Parti’nin tutumu
Bakırhan, çerçeve yasa görüşmelerinde muhalefetin tutumunu da değerlendirdi.
Muhalefetin büyük bölümünün süreci ve yasayı desteklediğini belirten Bakırhan, bunun yasal düzenlemelerin geniş bir konsensüsle yapılması ve barışın toplumsallaşması açısından önemli bir zemin oluşturduğunu söyledi.
CHP’nin yasa teklifine imza atmasını ve Genel Kurul’da büyük oranda “evet” oyu vermesini önemli bulan Bakırhan, Yeni Parti’nin genel başkan düzeyinde yasa teklifine destek vermesini de olumlu değerlendirdi.
Ancak Yeni Parti milletvekillerinin verdiği “hayır” oylarının sayısı ve bu oyların gerekçelendirilme biçiminin “siyasetsizliğe” işaret ettiğini savundu.
Bakırhan, milletvekillerinin temsil ettikleri kentleri gerekçe göstererek “hayır” oyu vermesinin hem kente hem de ülkeye haksızlık olduğunu söyledi.
Türkiye’de barış istemeyen ve insanların ölmemesini savunmayan tek bir kent veya sokak bulunamayacağını belirten Bakırhan, buna rağmen Yeni Parti’nin merkezi düzeydeki yaklaşımını ve yasaya verdiği desteği gelecek açısından umut verici bulduğunu söyledi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in savunduğu çizginin kurumsal ve siyasal bir akla kavuşmaması halinde “savrulmalar” yaşanabileceğini belirten Bakırhan, Türkiye’nin temel meselesinin çözümünde ikiye bölünen bir muhalefet partisinin ülkeyi yönetme iddiasının da zarar gördüğünü söyledi.
“En kritik eşik toplumsal psikolojinin doğru yönetilmesi”
Bakırhan, önümüzdeki bir yıl içerisinde sürecin başarısı açısından en kritik konunun toplumsal psikolojinin doğru yönetilmesi olduğunu söyledi.
Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatan Bakırhan, bu tarihin hem Türk hem Kürt toplumunda derin izler bıraktığını belirtti.
Bir yanda evladını kaybetmiş asker ailelerinin, diğer yanda dağda, cezaevinde veya sürgünde evladını bekleyen ailelerin bulunduğunu söyleyen Bakırhan, hiçbir kesimin diğerinin kaygısını küçümseme hakkına sahip olmadığını ifade etti.
“Kürdün özgürlük talebi de Türkün güvenlik kaygısı da bu sürecin önemli gündemi. İkisini birden ciddiye almadan bu iş yürümez” diyen Bakırhan, sorumluluğun yalnızca siyasetçilere ait olmadığını belirtti.
Medyanın kullandığı dilden köşe yazarlarının kelime seçimine, sosyal medya tartışmalarından Meclis’teki söylemlere kadar geniş bir sorumluluk alanı bulunduğunu söyledi.
Bakırhan, önümüzdeki bir yıl için üç temel başlık sıraladı:
- Yasanın gerektirdiği adımların zamanında ve eksiksiz atılması,
- Muhataplar arasındaki diyalog ve müzakere kanallarının gerçek anlamda işletilmesi,
- Abdullah Öcalan’ın bizzat devrede olacağı çalışma ve iletişim koşullarının oluşturulması.
Sürecin kendi aşamaları bulunduğunu belirten Bakırhan, herkesin bu aşamalara uygun bir sabır ve sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini söyledi.
“DEM Parti aktivist değil, kurucu akılla hareket etmeli”
Bakırhan, iktidar, muhalefet ve DEM Parti açısından sorumlulukların da farklı olduğunu söyledi.
İktidarın görevinin barışı kalıcı hale getirecek siyasi iklimi oluşturmak ve üzerine düşen adımları zamanında atmak olduğunu belirten Bakırhan, muhalefetin ise barış ve demokrasiyi birbirinin ön koşulu olarak görmekten vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
DEM Parti açısından ise daha kapsamlı bir dönüşüm gerektiğini ifade eden Bakırhan, partinin artık “aktivist bir dille değil, kurucu bir akılla” hareket etmesi gerektiğini belirtti.
DEM Parti’nin yalnızca talep eden ve bekleyen taraf olmaktan çıkıp Kürt meselesinin çözümü için demokratik talepleri örgütleyen ve bunlara sahip çıkan bir özne olması gerektiğini söyleyen Bakırhan, yerel yönetimlerin demokratik karaktere kavuşması, anadilde eğitim ve örgütlenme hakkı gibi konuların mücadele ve inşa sürecinin parçası olduğunu ifade etti.
Kürdistan Bölgesi’nin rolü
Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin süreçteki rolünün “tali değil, çok önemli” olduğunu vurgulayan Bakırhan, bölgenin coğrafi konumu, tarihsel ilişkileri, siyasi kanalları ve sahadaki imkanları nedeniyle sürecin önemli aktörlerinden biri olduğunu söyledi.
PKK’lilerin dönüşü sırasında mekanizmaların işlemesi için Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin sürece dahil olması ve kolaylaştırıcı bir rol üstlenmesi konusunda mutabakat bulunduğunu belirten Bakırhan, sürecin hukuki, idari, lojistik ve insani boyutları olacağını söyledi.
Bu boyutların Erbil, Süleymaniye ve Ankara’yı eş zamanlı ilgilendireceğini ifade etti.
PKK’lilerin nereye yerleşeceğine ilişkin kamuoyunda ortaya atılan senaryoları ise temkinli değerlendiren Bakırhan, uygulama başlamadan bu tür ayrıntılar konusunda kesin değerlendirmeler yapılmaması gerektiğini söyledi.
“Şuraya yerleşecekler, buraya gönderilecekler” şeklindeki anlatıların kamuoyundaki bilgi boşluğundan kaynaklandığını belirten Bakırhan, ayrıntıların teknik, mekanizmaların tanımlı ve siyasetin de bu gürültünün üzerinde yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
“Suriye’de Kürtlerin haklarını Türkiye de desteklemeli”
Rojava’nın geleceği ve Şam yönetimiyle yürütülen görüşmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Suriye’nin geleceğinin demokratik bir rejimle kurulabileceğini söyledi.
Demokratik Suriye’nin inşasının başta Kürtler olmak üzere ülkedeki tüm halkların ve inançların haklarının tanınması ve güvence altına alınmasından geçtiğini belirtti.
Bakırhan, bunun Kürtlerin eritilmesi anlamına gelmediğini, aksine Kürtlerin siyasi öznelliğinin güçlenmesi anlamına geldiğini söyledi.
“Kürt halkının elde ettiği haklar diğer halkların haklarından bir şey eksiltmez” diyen Bakırhan, hakların çoğalmasının bütün toplumların kazanımı olduğunu ifade etti.
Kürtlerin Suriye’de hangi siyasi mimari içerisinde ve hangi biçimde yer alacağına orada yaşayan Kürtler ve bölgenin kendi dinamiklerinin karar vermesi gerektiğini belirten Bakırhan, DEM Parti olarak başka halkların nasıl yaşayacağına ilişkin bir tutum belirlemek durumunda olmadıklarını söyledi.
Ancak Bakırhan, Suriye’de Kürtlerin haklarının kazanılmasının Türkiye tarafından da desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
“İran’daki savaş bölgesel çatışmaya dönüşürse Kürtlerin yaşadığı her yer risk altında”
İran’daki savaşın bölgesel dengeleri değiştirdiğini belirten Bakırhan, çatışmanın yayılması halinde başta İran, Irak ve Suriye olmak üzere Kürtlerin yaşadığı hemen her bölgenin risk altına gireceğini söyledi.
Savaşın ilk günlerinden itibaren İran rejimi ve İran’a bağlı güçlerin zaman zaman doğrudan, zaman zaman da Irak’taki İran yanlısı gruplar üzerinden Kürdistan Bölgesi topraklarını hedef aldığını belirtti.
Kürtlerin bölgesel bir savaşın tarafı ve başka güçlerin “koçbaşı” olmayacağını ısrarla dile getirdiğini ifade eden Bakırhan, saldırıların devam etmesi durumunda ise Kürtlerin kendilerini savunma hakkı bulunduğunu söyledi.
Kürtlerin bugüne kadar başka güçlerin oyununa gelmeden diyalog ve müzakereyi esas aldığını belirten Bakırhan, bu yaklaşımın devam ettiğini ifade etti.
İran’ın Suriye’yi örnek alması gerektiğini savunan Bakırhan, eksikliklerine rağmen Şam yönetiminin Kürtlerle diyalog kurmayı seçtiğini söyledi.
Kürtlerin Suriye’de merkezi hükümetle sorunlarını görüşerek çözmeye çalıştığını belirten Bakırhan, savaş yerine müzakerenin hem Şam’ın hem de Kürtlerin çıkarına olduğunu söyledi.
Irak’ta da zaman zaman gerilimler yaşansa bile Bağdat ile Erbil arasında karşılıklı tanıma ve diyalog bulunduğunu belirten Bakırhan, bunun doğru yaklaşım olduğunu ifade etti.
İran’a çağrı: “Kürtlerin haklarını tanımalı”
Bakırhan, İran’ın Kürtlere yönelik baskı ve idam politikalarından vazgeçmesi gerektiğini söyledi.
İran’ın kendi topraklarında yaşayan Kürtler başta olmak üzere farklı halkların ve inançların demokratik haklarını tanıması gerektiğini belirten Bakırhan, idamların ve saldırıların devam etmesi halinde İran’ın büyük bir kırılma yaşayabileceğini söyledi.
“Kürtler de kendini savunmaktan geri durmaz” diyen Bakırhan, bunun Kürtlerin tercih ettiği bir yol değil, kendilerine dayatılan bir zorunluluk olacağını ifade etti.
Bakırhan, bölgenin ihtiyacının yeni bir savaş değil, kalıcı barış ve diyalog zemini olduğunu vurguladı.
“KDP ile YNK güçlü bir ortaklaşma iradesi göstermeli”
Kürtler arası ilişkiler ve ulusal birlik tartışmalarını da değerlendiren Bakırhan, ulusal birlik meselesinin uzun yıllardır gündemde olduğunu ancak çoğu zaman bir gündem maddesi olarak ele alındığını söyledi.
Ulusal birliğin yalnızca duygusal bir birliktelik olmadığını belirten Bakırhan, Kürt siyasetinin önümüzdeki 50 yılın nasıl kurulacağına odaklanması gerektiğini ifade etti.
Kürtler arasında ortak bir siyasi dilin geç kurulmasını tarihsel trajedilerden biri olarak değerlendiren Bakırhan, “Her seferinde herkes haklı çıkmıştır, ama kimse kazanmamıştır” dedi.
Bakırhan, ulusal birlik açısından özellikle KDP ile YNK’ye çağrıda bulundu.
İki siyasi gücün yılların deneyimine, kurumlarına ve toplumsal karşılıklarına sahip olduğunu belirten Bakırhan, ortak meselelerde daha güçlü bir siyasi hat oluşturulması gerektiğini söyledi.
“Aralarındaki mesele, bir halkın geleceğinden daha mı büyük?” diye soran Bakırhan, KDP ve YNK’nin ortak bir gelecek perspektifi geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Kürtlerin karşı karşıya kaldığı saldırıların kolaylaşmasının nedenlerinden birinin Kürtler arasındaki parçalı yapı olduğunu savunan Bakırhan, KDP ve YNK’ye “öncülük edin, ilk adımı atın” çağrısında bulundu.
Erbil ve Süleymaniye arasındaki dönemsel gerilimlerin kendilerini üzdüğünü belirten Bakırhan, Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bir dönemde Kürtlerin küçük hesaplar nedeniyle büyük kayıplar yaşamaması gerektiğini söyledi.
“Ulusal birlik aynı düşünmek değil, ortak meselelerde birlikte davranmaktır”
Ulusal birlik kavramının farklı çevrelerde kaygı yaratabileceğini belirten Bakırhan, burada kastedilenin bütün Kürtlerin aynı partiye, örgüte veya ideolojik çizgiye katılması olmadığını özellikle vurguladı.
Ulusal birliği; farklılıkları koruyarak Kürtlerin varlığı, dili, hakları, kazanımları ve geleceği gibi temel konularda ortak tutum geliştirmesi olarak tanımladı.
Türkiye’de yaşayan Kürtler açısından çözüm adresinin Ankara olduğunu belirten Bakırhan, Türkiye’nin bütün topraklarını kendi yurtları olarak gördüklerini söyledi.
Sınırların ötesindeki Kürtlerle siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkilerin güçlenmesinin Türkiye dahil herkesin yararına olduğunu savunan Bakırhan, Habur Sınır Kapısı üzerinden yaşanan ekonomik hareketliliği örnek gösterdi.
Kürdistan Bölgesi’nde Trabzon’dan Diyarbakır’a kadar Türkiye’nin farklı kentlerinden insanların çalıştığını ve yatırım yaptığını belirten Bakırhan, gelecekte Kamışlo-Nusaybin sınır kapısının açılmasının da Şam, Ankara ve Kamışlo dahil herkesin yararına olacağını söyledi.
Kürtler arasındaki birlik ve huzurun bölgesel istikrarı, bölgesel istikrarın da Türkiye’nin güvenlik ve refahını güçlendireceğini belirten Bakırhan, Kürtlerin kendi arasındaki birliğinin Türkiye açısından bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
“Ulusal birlik herkesin aynı düşünmesi değil, farklı düşünenlerin ortak meselelerde birlikte davranabilmesidir” dedi.
Bakırhan, Öcalan’ın İran mesajını dört başlıkta açıkladı
Bakırhan, Rûdaw’ın Öcalan’ın İran’ın saldırılarına ilişkin değerlendirmesi ve Kürdistan Bölgesi’ne yönelik mesajını sorması üzerine, İmralı heyetinin görüşmesinde Öcalan’ın konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunduğunu söyledi.
Bakırhan, Öcalan’ın mesajlarını dört başlıkta aktardı:
Birinci olarak, Süleymaniye ve Erbil arasındaki parçalı durumun sona ermesi, sorunların demokratik ilkeler temelinde çözülmesi ve merkezi bir bölgesel hükümet oluşturulması gerektiğini söyledi.
İkinci olarak, kurulacak bölgesel hükümette Kürdistan Bölgesi’ndeki bütün güçlerin ve siyasi dinamiklerin söz ve siyaset hakkının bulunması gerektiğini belirtti. Parçalı duruşun bölgeyi saldırılara daha açık hale getirdiğini ifade etti.
Üçüncü olarak, İran’ın başta Süleymaniye ve Erbil olmak üzere Kürdistan Bölgesi topraklarına yönelik saldırılarını derhal durdurması ve idamlara son vermesi gerektiğini aktardı.
Dördüncü olarak ise İran’ın Kürtlerin haklarını tanıması ve demokratik bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirtti. Türkiye’nin de bu süreçte pozitif bir rol oynaması gerektiğini söyledi.
Bakırhan, İran’ın Kürtlere yönelik saldırı politikasını değiştirmemesi ve idamlara son vermemesi halinde Kürtlerin ulusal birlik ruhuyla kendilerini savunmaktan başka çarelerinin kalmayacağını söyledi.
Ancak bunun başka bir gücün “koçbaşı” olarak değil, Kürtlerin kendi iradesiyle yapılması gerektiğini vurguladı.
DEM Parti kongresi 6 Eylül’de
Röportajın son bölümünde DEM Parti’nin kongre sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, partinin 6 Eylül’de kongre yapacağını açıkladı.
7 Eylül’den itibaren ise daha kapsamlı bir dönüşüm kongresinin hazırlıklarına başlanacağını belirten Bakırhan, partinin programı, dili, siyaseti ve kadrolarıyla yenilenmesini ve güçlenmesini hedeflediklerini söyledi.
6 Eylül’deki kongrenin yeni döneme uygun kadro ve yapıyı ortaya çıkaracağını ifade eden Bakırhan, bu yönetimin daha güçlü bir siyasi iddianın hazırlığını yapacağını söyledi.
Ancak asıl hedeflerinin sonraki kongreyi yalnızca bir siyasi parti kongresi olarak görmemek olduğunu belirten Bakırhan, bunu “demokratik cumhuriyet hareketinin kongresine” dönüştürmek ve hareketi Türkiye’nin tamamına yaymak istediklerini söyledi.
“Artık sadece direnmek değil, bir şeyler kurmak gerekiyor”
Bakırhan, demokratik cumhuriyet hareketi kavramının yalnızca silahların susması ve birkaç yasal düzenlemeyle sınırlı olmadığını söyledi.
Sürecin Türkiye’de siyasetin dilinden toplumsal yaşama kadar geniş bir alanda değişim yaratacağını belirten Bakırhan, bu değişimi doğru okuyanların ilerleyeceğini, günlük sorunlara takılıp kalanların ise geride kalacağını ifade etti.
Mevcut olumsuzluklara itiraz etmeye devam edeceklerini belirten Bakırhan, buna rağmen değişen dünya, bölge ve Türkiye gerçekliğinin doğru okunması gerektiğini söyledi.
“Artık silahın, çatışmanın olmadığı bir döneme giriyoruz” diyen Bakırhan, bundan sonra yalnızca direnmenin değil, bir şeyler kurmanın, yeni bir düzen ve gelecek fikri ortaya koymanın gerekli olduğunu söyledi.
Yeni bir dil ve yeni bir yol gerektiğini belirten Bakırhan, bundan sonraki dönemde siyasette sözün, halka gerçek bir gelecek gösterebilen ve somut şeyler inşa edenlerin olacağını ifade etti.
Yıllardır “güvenlik meselesi” gerekçesiyle demokratik alanın daraltıldığını ve baskının meşrulaştırıldığını savunan Bakırhan, çözümün sürekli ertelendiğini söyledi.
Şimdi bu bahanenin ortadan kalktığını belirten Bakırhan, geriye demokratik siyaset ve halkın çözüm iradesinin kaldığını ifade etti.
Bu durumun DEM Parti açısından hem büyük bir fırsat hem de büyük bir sorumluluk yarattığını belirten Bakırhan, artık partinin sözünün, programının ve çözme kapasitesinin sınanacağı bir döneme girildiğini söyledi.
“Demirtaş, Yüksekdağ ve binlerce arkadaşımız siyasi hayata katılacak”
Bakırhan, çerçeve yasanın uygulanmasıyla birlikte Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve binlerce kişinin yeniden siyasi hayata katılacağını söyledi.
Bunun yanı sıra sürgünden dönecek kişilerin ve farklı mücadele alanlarından birçok kişinin de siyasi yaşama dahil olacağını belirten Bakırhan, DEM Parti’nin bundan sonraki süreçte topluma karşı sorumluluğunu bu kişilerle birlikte sürdüreceğini ifade etti.
Bakırhan, yeni dönemin yalnızca silahların susması veya yasal düzenlemelerin uygulanmasıyla sınırlı olmayacağını; Türkiye’de siyasi dilin, toplumsal ilişkilerin ve demokratik siyasetin yeniden şekillenebileceği kapsamlı bir dönüşüm süreci olacağını söyledi.