DEM Parti'den İran açıklaması: Ne saldırıyı destekliyoruz ne de İran’ın mevcut çürümüş sistemini

DEM Parti'den İran açıklaması: Ne saldırıyı destekliyoruz ne de İran’ın mevcut çürümüş sistemini

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına değinerek ne saldırıları ne de İran rejimini desteklediklerini söyledi. Bakırhan, “Ne saldırıyı destekliyoruz ne de İran’ın mevcut çürümüş sistemini. Kürt’ü idam eden bir ceberut sistemin de yanında değiliz. Emperyal müdahalelerin de yanında değiliz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Antalya İl Örgütü tarafından düzenlenen “Barış ve Demokratik Toplum Buluşması”na katıldı.

Bakırhan’ın gündeminde ABD ve İsrail tarafından İran’a dönük başlatılan saldırılar vardı. Bakırhan, saldırılarla birlikte bölgede yeni bir savaşın fitilinin ateşlendiğini söyledi ve “Kürt’ü idam eden bir ceberut sistemin de yanında değiliz. Emperyal müdahalelerin de yanında değiliz” dedi.

İran’ın demokrasi ile buluşmasını istediklerini belirten Bakırhan, şunları söyledi:

“Demokrasi yoksa dışarıdan müdahale var. Demokrasi yoksa dışarıdan mühendislik çalışmalarıyla o ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bir biçimiyle aşırılıp başka yerlere kaçırılma durumu söz konusu. Demokrasi her şeyin ilacıdır. En büyük güvenlik top, tüfek değil, tank değil. Ortadoğu’da tankı, tüfeği, topu olan ama halkını bir gecede bırakıp başka ülkelere kaçan devlet başkanları da gördük. En büyük güvenlik nedir bilir misin? Halktır, demokrasidir, özgürlüklerdir. Özgür olan demokrasi tam işleyen hiçbir ülkeye ne emperyal güçlerin ne bölgesel güçlerin hiçbir mühendislik çalışmasıyla gücü yetmez. Onun için yanı başımızda bir çatışma var, bir gerginlik var. Neredeyse bir savaşa dönüşecek bir durum var. Biz DEM Parti olarak ne bu hegemonik emperyal saldırıları destekliyoruz ne de o ceberrut tekçi kendi ülkesindeki bütün hakları, farklılıkları, renkleri solduran İran’ın mevcut çürümüş sistemini destekliyoruz. Biz İran’da ben Kürt’üm, ben Belucum, ben Şii’yim, ben Sünni’yim, ben kadınım diyen o direnenlerin yanındayız. İran halklarının yanındayız ve yanında olmaya devam edeceğiz.”

Meclis raporu

Bakırhan konuşmasında  Kürt sorunun çözümü için devam eden sürece de değindi. Meclis Komisyonu’nun açıkladığı rapora işaret eden Bakırhan, rapor hem eleştiri hem de önerilerinin olduğunu söyledi.

Bakırhan, şunları belirtti:

“İtiraz ettiğimiz, çekince koyduğumuz bölümler vardı. Bu kısacası bu itiraz ettiğimiz en temel konularından birisi 100 yıllık Kürt meselesini terör ve güvenlik parantezine alamazsınız dedik. Kürt meselesi bir terör ve güvenlik meselesi değil, aksine özgürlükler ve demokrasi meselesidir dedik. Bu itirazımızı büyük harflerle o raporun altına yazdırdık. Ama o raporda bizim önümüzü açacak çok önemli maddeler de vardı. Raporun 6. ve 7. maddeleri aslında EMEP’in de CHP’ye bizim bileşen partilerimize kadar hepimizin yıllardır dile getirmiş olduğu talepler de girdi. AİHM kararları, AYM kararları doğuştan insanın hakkı olan hakları ve işte halkların haklarını gasp eden kayyımcı anlaşılan son bulmasından bir çok meseleye kadar orada çok önemli başlıklar da vardı. Meclis raporunda bizim dikkat etmemiz gereken şudur. Bir Meclis’in raporu 100 yıllık meseleyi bir an da çözemez.”

Öcalan’ın yeni açıklaması

Abdullah Öcalan tarafından dün 27 Şubat çağrısının yıldönümünde yapılan yeni çağrıyı da değerlendiren Bakırhan, şunları vurguladı:

“Dün tarihi bir açıklama yapıldı, hepimizi beraber izledik. 27 Şubat’ın birinci yıl dönümü. Sayın Öcalan’ın bir yıl önce çatışmasız şiddetsiz bir süreçle başlattığı ama altına da büyük harflerle şunu dediği bu sürecin aynı zamanda hukuki siyasi bir altyapısının olması gerekiyor dediği süreç bir yılını doldurdu. Bu süreç içinde insanlar yaşamını yitirmedi, daha temkinli ve dikkatli bir dil kullanıldı ama bu bir yılda ciddi bir yol kat ettiğimiz söylenemez. Hala o eşiğin başındayız. O barışa giden demokrasi ve özgürlüklere giden yolun henüz başındayız. İkinci yılda da çok kıymetli bir açıklama yaptı. Tarihin kilidini açan yarayı inkarla değil hukukla saran, siyasetin gölgesi yerine adaleti ve ışığıyla zemini aydınlatan bir süreci sayın Öcalan tarif etti. 100 yıllık açıların kayıpların yorgunlukların ardından bu toprakların yeni bir toplumsal sözleşmenin yapılması gerektiğini belirtti.

“Öcalan kimliği, dili, inancı reddedilenlerin bir hukuku olmalı diyor”

Ama bir yıl içerisinde sanki barışmıyoruz, kavgaya gidiyormuşuz gibi habire bize parmak sallanıyordu. Haklı olarak Bugün Antalya’da olduğu gibi toplantı yaptığımız her yerde de insanlar bize şunu soruyordu. Ya böyle buyurgan bir dille parmak sallayan bir dille barış mı olur diyordu. İşte Sayın Öcalan bu son açıklamasıyla oraya da işaret çekiyor. Barış kapsayıcı bir dille olur. Barış karşıdakini dikkate alan, esas alan, onun onurunu, gururunu kırmayan sözlerle sağlanabilir diyor. Dolayısıyla başlıklardan birisi de buydu. Sayın Öcalan çok önemli üç şey söylüyor bu konuşmasında. Bir diyor ki bir hukuk olmalı. Kimliği, dili, inancı reddedilenlerin bir hukuku olmalı.

“Hukuk, demokratik entegrasyon ve demokrasi”

Demokratik bir şekilde entegrasyon yani entegre edilmeleri gerekiyor. Bir de demokrasi olmalı diyor. Zaten Türkiye’nin en temel üç sorunu da bu değil mi? Kürtler 40 yıldır neyi arıyor? Bir hukuk arıyor. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı niye içeride Ahmet Türk’ün yerine niye kayyım atanıyor? Demokrasi olmadığı için öyle değil mi? İnsanlar düşüncelerini ifade ettikleri için gözaltına alınıyor. Niye? Demokrasi olmadığı için. Hukuk, demokratik entegrasyon ve demokrasi. Sayın Öcalan’ın dün yapmış olduğu açıklamaların temel başlıkları bunlardır. Bu ülkede inşallah hep birlikte herkesin hukukunu tanıyan bir demokrasiye ve doğru bir şekilde entegre edildiği demokratik bir cumhuriyete kavuşacağız. Biz bunun mücadelesini yürütüyoruz. Bakın mesele artık öfkeyle dile gelecek bir mesele değil. Kavga yerine konuşalım diyoruz. Ve konuşmaya çalışıyoruz. Bastırarak değil, karşıdakini anlayarak ancak yol alabiliriz.

Anadil doğuştan bir haktır

Şimdi biz ana dil deyince kıyamet kopuyor. Sanki ana dil bir başkasının işte ekonomisinden, dükkanından, tarlasından birkaç metrekare almak gibi bir şey ola olarak anlaşılıyor. Anadil Meclis’in raporunda da belirttiği gibi insanların doğuştan elde etmiş olduğu bir haktır. Dolayısıyla Kürtlerin ana dilinde öğrenim görmesi, eğitim görmesi resmi dilin yok sayılması, resmi dilin dikkate alınmaması değil. Dünyanın her yerinde resmi diller var. Ama onun yanında 110 ülkede ana dilde eğitim veriliyor. Türkiye’de her ne hikmetse anadili ülkeyi böler diyorlar. 110 ülke bölünmedi. Fransa’da ana dil Fransızcadır ama Korsika halkının yaşadığı bölgede Fransızların yanında Korsika’da eğitim veriliyor. Valla Fransa öyle 3 kuruşa muhtaç bir ülke değil. Eğer bölseydi, eğer yoksullaştırsaydı, eğer kavgaya bir sebebiyet verseydi Şu anda Fransa’da halklar birbiriyle boğazlaşır. Ya da İspanya’da ya da dünyanın başka yerlerinde. Beğenmediğiniz Irak’taki ana dile yaklaşım bile 1 milyon defa buranın daha ilerisindedir.

Toplumun beklentisi somut adımlar

Dolayısıyla bu ana dil meselesinin, bu inanç meselesinin, bu düşünceleri ifade etme meselesinin bu iradeye kayyım atanma meselesinin artık çözülmesi gerekiyor. Bir rapor çıktı. Şimdi o rapordaki başlıkların hayata geçmesi gereken bir süreçteyiz. Siyasete burada çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Siyaset artık günübirlik tartışmaları bir kenara bırakarak Türkiye’nin tarihsel, toplumsal sorunlarını çözecek bir pratik ve bir dil içerisinde ol olmalıdır. Biz 100 yıllık meseleyi konuşuyoruz. Birileri üç beş oy uğruna başka şeyler anlatıyorlar. Toplumun duygularıyla oynuyorlar. Dolayısıyla siyaset sağdan sola her anlamda artık bu sürece uygun, yapıcı, kapsayıcı, bir asırlık meselenin çözüldüğü bir pratik içerisinde olmalıdır. Değerli arkadaşlar, Toplum çok açık söylüyor. Muhtemelen size mikrofonu uzattığımızda siz de diyeceksiniz. Toplumun beklentisi artık bir yıldır yeterince bir zaman geçti. Bir yıldır çok cesur ve önemli açıklamalar yapıldı. Artık bu bir yıl içerisinde somut adımlar atılsın diyor.

“Yasa gerektirmeyen adımlar var”

Yasa gerektirmeyen adımlar var. AYM karar vermiş. Selahattin Demirtaş ve Kobani Kumpas Davasındaki tutukluları haksız yerde içeride tutuyorsun. Bunun için bir yasaya gerek yok. Biz burada konuştuğumuz bu saatlerde bile ülkenin adalet bakanı istese bir kararla arkadaşlarımızın bir gün sonra ailelerinin yanında olmasını sağlayabilir. 13 belediye kayyum atanmış. Ve iki aylık geçici görevlendirmelerle bu süreç uzatılıyor. Bu ülkenin İçişleri Bakanı bir kararname ile bir kararla birlikte 13 belediye başkanının kendi görevlilerinin başına dönmesini sağlayabilir. Dolayısıyla tek taraflı adımlar atılmış. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş biçimde Sayın Öcalan en başta örgütünü, partisini feshetmiş, silahı bıraktırmış, demokrasi demiş, diyalog demiş, müzakere demiş ve 27 Şubat’ın 2’nci yılında da aslında bu düşüncelerini daha geniş bir şekilde yorumlayarak dün bir açıklama yapmış. Şimdi bunun gereklerinin yerine getirilmesi gereken bir süreçteyiz. Ama tabii bu arada bize de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Devlet ve yürütmenin görevlerini söyledik. Bir an önce geciktirmeden artık adımların atılması gereken bir süreçteyiz.”