Rusya ve Çin, İran İslam Cumhuriyeti’ni kurtarmak için ne kadar ileri gider?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai’yi araması ve Çinli diplomatların İran’daki rejimin çökme ihtimaline karşı hazırlık yaptığı yönündeki açıklamalar, Moskova ile Pekin’in Tahran’a desteğinin sınırlarını yeniden gündeme getirdi. Uzmanlara göre Rusya, İran’ın ayakta kalmasını kendi çıkarları doğrultusunda destekliyor ancak ABD ile doğrudan çatışma riskini göze almak istemiyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile yaptığı telefon görüşmesi ve İran devlet televizyonunda dile getirilen Çin’in olası rejim çöküşüne yönelik hazırlıkları, Tahran’ın en güçlü ortaklarının ne ölçüde destek sağlayabileceği sorusunu gündeme taşıdı.
İran devlet medyasına göre Putin ile Rızai arasındaki görüşmede bölgesel gelişmeler ve iki ülke arasındaki stratejik işbirliğinin sürdürülmesi ele alındı. Görüşmede yeni bir askeri destek taahhüdü açıklanmadı.
Telefon görüşmesi, Wall Street Journal’ın ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in müzakereleri yeniden başlatmak amacıyla Rızai ile temasa geçtiğini bildirmesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Bu gelişmenin, Putin’in doğrudan Rızai ile görüşmek istemesinde etkili olmuş olabileceği değerlendiriliyor.
Görüşmeden iki gün önce, cumartesi günü, siyasi analist Ruhullah Emin Saidi İran devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, Çinli yetkililerin ocak ayındaki protestolar sırasında İran İslam Cumhuriyeti’nin çöküşün eşiğinde olduğunu düşündüğünü söyledi. Saidi, Çin’in Tahran Büyükelçiliği’ndeki diplomatların da böyle bir ihtimale karşı hazırlık yaptığını öne sürdü.
Saidi, ne Çin’in ne de Rusya’nın İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istediğini belirtti.
Çin, İran’ın yurt dışına sattığı petrolün büyük bölümünü satın alıyor. İki ülke 2021 yılında 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması imzalamıştı. Rusya’nın İran’la ilişkileri ise özellikle güvenlik ve askeri işbirliği alanlarında gelişiyor.
Putin neden Rızai’yi aradı?
Putin’in Rızai ile görüşmesi diplomatik protokol açısından dikkat çekti. Rusya Devlet Başkanı normal şartlarda güvenlik kurumlarının yöneticileri yerine devlet başkanlarıyla doğrudan görüşüyor.
Middle East Institute kıdemli araştırmacısı Alex Vatanka, telefon görüşmesinin Rızai’nin İran yönetimi içindeki ağırlığının artmasıyla bağlantılı olabileceğini belirtti. Vatanka’ya göre Rızai, ABD ile müzakereleri kimin yürüteceği konusunda Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile rekabet ediyor.
CBS’in 60 Minutes programında Rusya üzerine çalışan yapımcı Tanya Lukyanova ise Putin’in, Trump yönetimiyle temas kurduğu bildirilen Rızai’yi, Ukrayna savaşını Moskova’nın koşulları doğrultusunda sona erdirmeye yönelik kendi müzakerelerinde de yararlı bir muhatap olarak görebileceğini ifade etti.
Rusya ile İran, Ukrayna savaşından bu yana askeri alanda da işbirliği yaptı. İran, Rusya’ya Ukrayna’da kullanılan insansız hava araçları ve bunların üretim teknolojisini sağladı. Buna karşılık Moskova’nın, ABD ile savaşında Tahran’a istihbarat ve askeri destek verdiği bildirildi.
Ancak Vatanka, Putin’in telefon görüşmesinin daha fazla askeri destek sözü olarak yorumlanmaması gerektiği uyarısında bulundu. Vatanka’ya göre Moskova, ABD ile doğrudan çatışma riskini üstlenmediği sürece Tahran’a yardım edecek.
Nükleer silahlı İran mı, İslam Cumhuriyeti’nin çöküşü mü?
Rusya ve Çin’in İran’ın nükleer silah edinmesini istemediği yönündeki genel kabulün artık geçerli olmayabileceği değerlendirmeleri de yapılıyor.
Vatanka, İran International’a yaptığı açıklamada, Rusya’nın ABD ile karşı karşıya gelmesinin bu konudaki hesapları değiştirmiş olabileceğini söyledi.
Vatanka, Moskova’nın önünde iki seçenek bulunması halinde, nükleer silaha sahip bir İslam Cumhuriyeti’ni, yerine ABD ve Batı yanlısı bir yönetimin gelmesine tercih edebileceğini savundu.
American Foreign Policy Council Başkan Yardımcısı Ilan Berman ise Kremlin’in İran’ın nükleer meselesinin çözümsüz kalmasından yarar sağladığını belirtti. Berman’a göre ABD ve bölge ülkeleriyle karşı karşıya gelmeyi sürdüren bir İran, Washington’un dikkatini ve askeri kaynaklarını Ukrayna’dan uzaklaştırıyor. Böylece İran’ın nükleer silah edinme eşiğini aşmasına gerek kalmadan Moskova açısından stratejik bir avantaj ortaya çıkıyor.
Rusya’nın İran üzerindeki etkisi artıyor
Putin’in Rızai ile görüşmesi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bu ay Tahran’a yaptığı ziyaretin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Moskova’da Putin ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından geldi.
Chatham House tarafından pazartesi günü yayımlanan analizinde Aniseh Bassiri Tabrizi, savaşın Tahran’ın Rusya’ya bakışını değiştirdiğini belirtti. Tabrizi’ye göre daha önce bazı İranlı yetkililer tarafından güvenilir olmayan bir ortak olarak görülen Moskova, artık İran’ın askeri varlığını sürdürmesi, yeniden yapılanması ve gelecekteki caydırıcılık kapasitesi açısından vazgeçilmez bir aktör olarak değerlendiriliyor.
Rusya’nın İran’a uydu görüntüleri, hedef belirlemeye yönelik istihbarat ve askeri parçalar sağladığı bildiriliyor. Moskova’nın teknik uzmanlığının, İran’ın hava savunma sistemlerini ve füze tesislerini yeniden inşa etmesine de katkı sunabileceği belirtiliyor.
Berman ayrıca Rus istihbaratının Husilere, Suudi Arabistan’daki hedeflere yönelik saldırılarında yardım ettiğine ilişkin haberleri, Moskova’nın Tahran’ın bölgesel müttefiklerini de desteklemeye hazır olduğunun göstergesi olarak değerlendirdi.
Ancak bu işbirliğinin Rusya açısından maliyetleri de bulunuyor.
MIT’den Carol R. Saivetz ve Barnard College’dan Kimberly Marten, pazar günü Lawfare’de yayımladıkları analizde, Moskova’nın yükselen petrol fiyatlarından ve ABD hava savunma sistemlerinin Ukrayna’dan başka bölgelere yönlendirilmesinden kazanç sağladığını belirtti.
Araştırmacılara göre İran’a verilen destek, Rusya’nın Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerini riske atıyor. Saivetz ve Marten, Rusya-İran ortaklığını kalıcı güvene veya bağlayıcı taahhütlere değil, savaş dönemindeki karşılıklı çıkarlara dayanan bir ilişki olarak tanımladı.
Rusya’nın desteğinin sınırları var
Bütün bu gelişmeler, Rusya’nın İran İslam Cumhuriyeti’nin çöküşle karşı karşıya kalması halinde Tahran’ı kurtarmak için her türlü riski göze alacağı anlamına gelmiyor.
Saivetz ve Marten, Putin’in İran’a desteğini azaltmasına yol açabilecek birkaç olasılığa dikkat çekti. Bunlar arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma, İran’ın askeri veya ekonomik açıdan çökmesi ve Ukrayna’da Moskova’nın istediği koşullarda bir ateşkes sağlanması bulunuyor.
Bassiri Tabrizi ise Rusya’nın askeri işbirliğinin, İran yeniden yapılanırken ülkenin güvenlik politikasının kalıcı bir parçası haline gelebileceğini savundu.
Moskova, pazartesi günü yaptığı açıklamada da diplomasi vurgusunu yineledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik çabaların artırılması çağrısında bulundu.
Ortaya çıkan tablo, iki ülke arasındaki ilişkinin eşit koşullara dayanmadığını gösteriyor. İslam Cumhuriyeti güvenliğini sağlamak için giderek daha fazla Rusya’ya ihtiyaç duyarken Moskova, ne ölçüde destek vereceğine kendi çıkarları doğrultusunda karar verme serbestisini koruyor.
İran devlet televizyonundaki bir yorumcunun aktardığına göre Çin ise rejimin çökme ihtimaline karşı şimdiden hazırlık yapmıştı.
Putin, İslam Cumhuriyeti’nin ayakta kalmasını tercih edebilir ve Tahran’ın Washington’la çatışmasından stratejik kazanç sağlayabilir. Ancak İran rejimini hangi koşulda olursa olsun kurtarmak, Moskova açısından çok daha farklı bir hesaplama gerektiriyor.