Kürt hukukçudan Şara'nın kararnamesine ilişkin değerlendirme: Esad da benzer bir yaklaşım sergilemişti
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Kürtlerin bazı haklarını tanıyan yeni kararnamesini değerlendiren hukukçu Omran Mansur, "Karar, Kürt halkının anayasal talep ve beklentilerinin gerisinde kalsa da, sorunu inkâr politikasından müzakere aşamasına taşıması bakımından önemli bir adımdır" dedi.
Suriye’de geçiş dönemi cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ahmed Şara, 16 Ocak 2026 tarihinde imzaladığı ve Kürtlere yönelik vatandaşlık hakkı, dil statüsü ve resmî tatil düzenlemelerini içeren kararname tartışılmaya devam ediyor.
Paris’te yaşayan Rojavalı hukukçu Omran Mansur, söz konusu kararnameyi Rûdaw’a değerlendirdi.
Mansur, atılan adımın Kürtlerin 100 yıllık mücadelesinin ve anayasal güvence taleplerinin yerini tutamayacağını, ancak yine de yasal bir zemin oluşturması açısından değerli olduğunu vurguladı.
"Kürtler sembolik adımlar değil, anayasal güvence istiyor"
Mansur, Ahmed Şara kararlarının Rojavalı Kürtlerin taleplerini tam olarak karşılamadığını belirterek, "Kürtler sadece sembolik adımlar değil, haklarının kalıcı hale getirilmesini istiyor. Yüzyıllık bir mücadele ve devrim sürecinden sonra, bu hakların anayasada açıkça güvence altına alınmasını talep ediyorlar" ifadelerini kullandı.
1962 sayımının izleri siliniyor
Ahmed Şara "ulusal çıkarlar" gereği imzaladığı 13 Sayılı Kararname, Kürtleri "Suriye halkının temel ve asli bir parçası" olarak tanımlıyor. Kararnamenin en dikkat çeken maddelerinden biri, 1962 yılında Haseke’de yapılan ve yüz binlerce Kürdün "ecnebi" veya "kimliksiz" statüsüne düşürülmesine neden olan nüfus sayımının tüm sonuçlarının iptal edilmesi. Buna göre, Suriye’de ikamet eden tüm kimliksiz Kürtlere vatandaşlık yolu açılıyor.
Ayrıca kararname ile Kürtçe "ulusal bir dil" olarak tanınırken, Newroz Bayramı da ülke genelinde resmi tatil ilan edildi.
"Resmi dil ile ulusal dil aynı şey değil"
Hukukçu Mansur, Kürtçenin statüsü konusundaki "ulusal dil" tanımlamasına itiraz ederek şu değerlendirmede bulundu:
"Bu konuda ciddi eleştiriler var. Kürtler, Kürtçenin ülkenin 'ikinci resmi dili' olmasını talep ediyor. Yani devlet yazışmalarında, pasaportlarda ve kimliklerde yer almasını; eğitim müfredatında seçmeli değil, zorunlu ve resmi eğitim dili olmasını istiyorlar. Bir milletin kendi diliyle eğitim görme ve konuşma hakkından mahrum bırakılması kabul edilemez."
"Siyasi partilere danışılmadan 'Ben yaptım oldu' mantığıyla çıkarıldı"
Kararnamenin hazırlanış biçimini de eleştiren Mansur, Ahmed Şara Kürt siyasi hareketlerini ve temsilcilerini yok saydığını savundu.
Mansur, "Bu karar, seçimle gelmemiş geçici bir yönetim tarafından, Kürt siyasi güçlerine danışılmadan alındı. Bu, 'Sizin sahibiniz benim, siyasi iradeniz değil' demektir. Saddam Hüseyin de Irak Kürtlerine, Beşar Esad da Suriye Kürtlerine karşı benzer bir 'lütuf' yaklaşımı sergilemişti" dedi.
"Avrupa’ya mesaj vermek için yapıldı"
Kararın iç kamuoyundan ziyade uluslararası arenaya yönelik bir mesaj taşıdığını öne süren Mansur, "Ahmed Şara bu kararnameyi Kürtler için değil, dış dünya için çıkardı. Yarın Almanya’ya veya batılı bir ülkeye gittiğinde 'Ben Kürtlere haklarını verdim' diyebilmek için bu adımı attı" diye konuştu.
"İnkâr dönemi bitti, şimdi masaya oturma zamanı"
Tüm eksikliklerine ve eleştirilere rağmen kararnamenin Kürt meselesini yeni bir boyuta taşıdığını kabul eden Omran Mansur, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu kararname ile artık eski rejimlerin yaptığı gibi Kürtlerin varlığı inkâr edilemez. Bu, sorunu 'yok sayma' aşamasından 'tartışma' aşamasına getiren önleyici bir adımdır. Kürtler bu aşamadan sonra masaya oturmalı ve bu kararnameyi bir basamak olarak kullanarak haklarını anayasal düzeye taşımak için müzakerelere başlamalıdır."