SAMER Araştırması: Anadilde eğitim talebi yüzde 99’a dayandı
Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER), Türkiye’de Türkçe dışında konuşulan anadillerin kullanım düzeyi ve bu dillere yönelik talepleri ölçen kapsamlı bir araştırma gerçekleştirdi.
4-10 Şubat 2026 tarihleri arasında 1.540 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan rapor, anadilin kuşaklar arası aktarımındaki kırılganlığı ve anadilde eğitime yönelik ezici toplumsal talebi gözler önüne serdi.
GRAFİK -Araştırma grubunun Bölge Dağılımına bakıldığında katılımcıların %45’i Güneydoğu
Anadolu Bölgesi, %20,5’i Doğu Anadolu Bölgesi, %16,8’i Marmara Bölgesi, %7,1’i Ege Bölgesi,
%6,8’i Akdeniz Bölgesi, %3,2’si İç Anadolu Bölgesi ve %0,6’sı Karadeniz Bölgesinden katılmıştır.
Katılımcıların ağırlıklı olarak bölge illerinde yaşadığı araştırmada, görüşülen kişilerin yüzde 82,8’inin anadilinin Kurmancî, yüzde 9,4’ünün ise Kirmanckî/Zazakî olduğu belirlendi.
Hane içinde anadil, sokakta Türkçe hakim
Araştırma verileri, anadilin kullanım alanının giderek hane içine sıkıştığını ortaya koydu. Hane içinde en çok konuşulan dil yüzde 49,5 ile Kurmancî olurken, Türkçe yüzde 38,1 seviyesinde kaldı. Aile büyükleri (anne, baba ve 65 yaş üstü) ile iletişimde anadil kullanımı yüksek seyrederken, sosyal hayatta tablonun tersine döndüğü görüldü.
Kadınlar Türkçeyi tercih ediyor
Sosyal hayatta en çok konuşulan dil yüzde 60,1 oranıyla Türkçe oldu. Özellikle kadın katılımcıların yüzde 79,2’sinin sosyal hayatta Türkçeyi tercih etmesi, kamusal alanda anadilin görünürlüğünün azaldığına işaret etti. Genç nüfusta (18-24 yaş) sokakta Türkçe konuşma oranının yüzde 70’e yaklaşması, dilin kamusal alandan çekildiğini gösteren bir diğer önemli veri olarak kayıtlara geçti.
Okuma-yazma becerisi zayıf, kaynak yetersizliği engel oluyor
Katılımcıların anadillerini anlama ve konuşma becerileri yüksek seviyelerdeyken, okuma ve yazma konusundaki yetersizlik dikkat çekti. Özellikle yazma becerisinde katılımcıların yüzde 36,6’sı "hiç" yanıtını verdi.
Anadilini az bilen veya konuşamayan katılımcılar, bu durumun en büyük nedeni olarak "öğrenebilecekleri bir okul ve kaynağın olmamasını" (%58,1) gösterdi. Bu veri, dil yetersizliğinin bireysel tercihlerden ziyade yapısal eksikliklerden kaynaklandığını ortaya koydu.
Çocuklarda anadil kullanımı alarm veriyor
Raporun en dikkat çekici bölümlerinden biri, dilin kuşaklar arası aktarımındaki kopuş oldu. Hanesinde çocuk bulunan katılımcıların yüzde 42,9’u çocuklarıyla anadilinde konuşmadığını belirtti. 0-5 yaş grubundaki çocuklarda anadilin hiç konuşulmama oranı yüzde 24,4 ile en yüksek seviyeye ulaştı.
Ebeveynler, çocuklarıyla anadilinde konuşmama gerekçesi olarak en çok "çevrenin hep Türkçe konuşmasını" (%47,2) gösterdi. Bunu, ebeveynin dili öğretecek kadar iyi bilmemesi ve çocuğun okul hayatında zorlanacağı endişesi takip etti.
Anadilde eğitime destek rekor düzeyde: Yüzde 98,7
Dilin günlük hayatta kullanımı daralsa da, anadilde eğitime yönelik talep rekor seviyede ölçüldü. "Çocukların anadillerinde eğitim görmelerini ister misiniz?" sorusuna katılımcıların yüzde 98,7’si "Evet" yanıtını verdi. Bu talep, katılımcılar tarafından öncelikle "temel bir insan hakkı" ve "dilin yaşaması için zorunluluk" olarak gerekçelendirildi.
Mevcut okullarda uygulanan "Yaşayan Diller ve Lehçeler" seçmeli derslerini katılımcıların yüzde 82,1’i "çok yetersiz" bulurken, büyük çoğunluk eğitimin okul öncesinden başlayarak anadilde olması gerektiğini savundu.
En büyük tehdit eğitimin olmaması
Katılımcılar, anadilin varlığını sürdürmesi önündeki en büyük tehlike olarak "anadilde eğitimin olmamasını" (%56,9) gördü. Dilin korunması için öncelikli çözüm önerileri arasında "eğitim dili olması", "yasal/anayasal güvenceye kavuşması" ve "resmi dil kabul edilmesi" sıralandı.
Öte yandan katılımcılar, anadilleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını en çok hissettikleri yerlerin devlet daireleri (%60,4) ve sosyal medya (%44,7) olduğunu belirtti.
Sonuç: Talep güçlü, yapısal destek şart
SAMER, raporun sonuç bölümünde, anadilde eğitime yönelik talebin son derece güçlü olmasına rağmen, mevcut eğitim politikalarının yetersiz görüldüğünü vurguladı. Araştırma, dilin korunmasının sadece aile içi çabayla mümkün olamayacağını, kurumsal ve hukuki güvencelerin şart olduğunu ortaya koydu.