Dem Parti'den Fidan'ın Kürdistan bölgesi'ne ilişkin açıklamasına yanıt
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis grup toplantısında Türkiye’deki barış süreci, SDG–Şam mutabakatı ve Rojava’daki gelişmelere ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları, barışın başka dosyaların rehinesi haline getirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, demokratikleşme, hukuk ve özgürlükler olmadan kalıcı barışın mümkün olmadığını söyledi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye’deki barış süreci, Suriye ve Rojava’daki gelişmeler ile Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hatimoğulları, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Irak’a ilişkin yaptığı, “Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı da var” açıklamasına tepki gösterdi. Hatimoğulları, söz konusu ifadeleri “son derece talihsiz” olarak nitelendirerek, barış sürecinin ruhuna uygun olmadığını söyledi.
TBMM’de partisinin grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hatimoğulları, bu haftadan itibaren Türkiye’nin ana gündeminin yeni komisyon çalışmaları ve somut adımlar olması gerektiğini vurguladı.
Hatimoğulları, “Biz bu haftadan itibaren Türkiye’nin temel gündeminin komisyonun çalışmaları olmasını beklerken Sayın Hakan Fidan’ın yaptığı bu açıklamayı son derece talihsiz buluyoruz” dedi.
Hatimoğulları, Türkiye’de barış ihtiyacının uzun süredir Suriye, Rojava ve sınır ötesindeki gelişmelere bağlandığını belirterek, bu yaklaşımın süreci tıkadığını savundu. “Her defasında ‘önce orası’ denildi. Barış sürecinde somut adımlar atılmadı” diyen Hatimoğulları, DEM Parti olarak barışın başka dosyaların rehinesi haline getirilmesine karşı olduklarını ifade etti.
Hatimoğulları, SDG ile Şam yönetimi arasında 29 Ocak’ta imzalanan mutabakata dikkat çekerek, anlaşmanın pratikte hayata geçirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi. Bu süreçte uluslararası topluma ve özellikle Türkiye’ye önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Hatimoğulları, mutabakatın sabote edilmemesi gerektiğini belirtti.
“Komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde katkı sağlanmalıdır. Bu hem Suriye’nin hem de Türkiye’nin geleceği açısından hayati önemdedir” ifadelerini kullanan Hatimoğulları, barışın bölgesel istikrarla doğrudan bağlantılı olduğunu dile getirdi.
Türkiye’de iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmadığını savunan Hatimoğulları, barış sürecinin hızlandırılması gerektiğini söyledi. Meclis’te kurulan komisyonun ortak rapor yazımında sona yaklaştığını hatırlatan Hatimoğulları, raporun temennilerle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.
DEM Parti’nin barış sürecini üç temel perspektifle ele aldığını belirten Hatimoğulları, bunları demokratikleşme, hukuki güvence ve toplumsal entegrasyon olarak sıraladı. Kayyım uygulamalarının kaldırılması, seçilmişlerin görevlerine iade edilmesi ve özgürlük yasalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Hatimoğulları, ana dilde eğitimin bir lütuf değil, temel bir hak olduğunu vurgulayarak, kültürel inkâr sürdükçe barışın kök salamacağını söyledi. Kalıcı barışın ancak eşit yurttaşlık ve anayasal güvenceyle mümkün olabileceğini ifade eden Hatimoğulları, tekçi anlayışların terk edilmesi gerektiğini belirtti.
Barış sürecinin, dağda olanların, sürgünde bulunanların ve siyasal nedenlerle cezaevinde tutulanların demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımını da kapsaması gerektiğini dile getirdi.
Konuşmasında hukuk vurgusu yapan Hatimoğulları, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söyleminin inandırıcılığını yitirdiğini söyledi. Siyasi davalar nedeniyle cezaevinde bulunan isimlere işaret eden Hatimoğulları, hukuki zeminin güçlendirilmesinin barışın ön şartı olduğunu ifade etti.
Konuşmasının sonunda barışın demokrasi, hukuk ve özgürlüklerle birlikte yürütülmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, “Barış bir aparat değil, halk iradesidir” dedi. Görünür ve somut adımlar atılmadan sürecin ilerleyemeyeceğini vurgulayan Hatimoğulları, DEM Parti’nin barış, demokrasi ve özgürlükler konusundaki tutumunun net olduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün katıldığı programda yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin sınır ötesi güvenlik yaklaşımını aşamalı ve bütüncül bir çerçevede ele aldığını vurgulamıştı. Fidan, Suriye’nin kuzeyine (Rojava) ilişkin sürecin Irak sahasından bağımsız olmadığını, güvenlik risklerinin coğrafya değiştirerek devam ettiğini ifade etmiş; bu kapsamda “Suriye’den sonra Irak hattının gündeme geleceği” yönünde değerlendirmelerde bulunmuştu.
Fidan’ın açıklamalarında özellikle, Irak’ın kuzeyinde merkezi otoritenin güçlendirilmesi, Türkiye’ye yönelik güvenlik tehditlerinin kaynağında bertaraf edilmesi ve bölgesel aktörlerle koordinasyon başlıkları öne çıkıyor. Ankara’nın yaklaşımı, askeri tedbirlerin yanı sıra Bağdat ve Erbil’le yürütülen diplomatik temasların da sürecin ayrılmaz parçası olduğu yönünde şekilleniyor.