İran neden 'kırılma noktasına' ulaşmadı?

İran neden 'kırılma noktasına' ulaşmadı?

ABD-İsrail operasyonuna ve üst düzey kayıplara rağmen İran’da rejim karşıtı kitlesel ayaklanma görülmedi.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik devam eden askeri operasyonuna, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ve çok sayıda üst düzey yöneticinin ölümüne rağmen İran’da rejimi tehdit edecek ölçekte bir halk ayaklanması ortaya çıkmış değil. Muhalif grupların ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran halkına yönelik “ayaklanma” çağrıları ise geniş çaplı bir karşılık bulmadı.

Uzmanlara göre İran’da son yirmi yılda rejime karşı birçok protesto gerçekleşmesine rağmen bu hareketler hiçbir zaman iktidarı devirebilecek bir kırılma noktasına ulaşamadı.

Protestolar var, ancak rejim değişimi yok

İran’da son yıllarda ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılar nedeniyle birçok şehirde protestolar düzenlendi. Özellikle 2025 yılı sonunda artan enflasyon ve siyasi baskılara karşı düzenlenen gösteriler, 1979’daki İran devriminden  bu yana en geniş protestolar arasında gösterildi.

İran yönetimi bu protestoların arkasında yabancı aktörlerin bulunduğunu savunurken, gösteriler çoğu zaman sert güvenlik önlemleriyle bastırıldı.

Buna rağmen uzmanlar şu sorunun hâlâ yanıtlanamadığını söylüyor: İran’da neden hiçbir protesto hareketi, halkın korku eşiğini aşarak rejimi devirecek bir noktaya ulaşamadı?

1991 Irak ayaklanmasıyla karşılaştırma

Analistler bu soruya yanıt ararken 1991’de Irak’ta yaşanan ayaklanmayı örnek gösteriyor. Körfez Savaşı sırasında ABD Başkanı George H. W. Bush, Irak halkına Saddam Hüseyin’i devirmeleri çağrısı yapmıştı.

1991’de başlayan ayaklanmalarda özellikle Kürt ve Şii gruplar birçok şehirde kontrolü ele geçirdi. O dönemde koalisyon güçleri Irak hava sahasını kontrol ettiği için Bağdat yönetimi hava gücünü kullanmakta zorlandı. Mart 1991’e gelindiğinde Saddam Hüseyin yönetimi 18 eyaletin 14’ünde kontrolü kaybetmişti.

Ancak ABD’nin daha fazla müdahaleden kaçınması ve Irak ordusunun karşı saldırısı nedeniyle ayaklanma bastırıldı. Çatışmalarda yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi.

İran’da muhalefetin örgütlenme sorunu

Uzmanlara göre İran ile 1991 Irak’ı arasındaki önemli farklardan biri muhalefetin örgütlenme kapasitesi.

Irak’ta Kürt ve Şii gruplar uzun yıllara dayanan örgütlü ve silahlı yapılara sahipti. İran’da ise rejimin muhalif hareketleri erken aşamada hedef alarak sivil toplum ağlarını zayıflatmayı başardığı belirtiliyor.

İran’daki muhalif figürlerden biri olan sürgündeki veliaht Rıza Pehlevi uluslararası görünürlüğe sahip olsa da ülke içindeki gerçek destek düzeyi belirsizliğini koruyor. Silahlı muhalif gruplardan Mojahedin-e Khalq ise geçmişi nedeniyle toplum içinde tartışmalı bir konumda bulunuyor.

Güvenlik güçlerinde bölünme görülmüyor

İran’da rejimin ayakta kalmasının en önemli nedenlerinden biri olarak güvenlik aygıtının bütünlüğünü koruması gösteriliyor. Uzmanlara göre güvenlik güçlerinde ciddi bir bölünme olmadığı sürece rejimin ayaklanmaları bastırma kapasitesi devam eder.

Ayrıca bazı İranlıların ABD-İsrail operasyonunu ülkeye ve dine yönelik bir saldırı olarak görmesi de kitlesel bir ayaklanmanın ortaya çıkmasını zorlaştırıyor. Operasyonun geniş bir uluslararası koalisyon veya Birleşmiş Milletler yetkisi olmadan yürütülmesi de bu algıyı güçlendirebiliyor.

Rejim ayakta kalabilir, ancak daha sertleşebilir

Analistler, İran yönetiminin tıpkı 1991 sonrası Irak’ta olduğu gibi ayakta kalabileceğini ancak daha izole ve baskıcı bir yapıya dönüşebileceğini belirtiyor.

Irak’ta Saddam Hüseyin yönetimi ancak 2003’teki ABD öncülüğündeki işgalle devrildi. Buna karşın tarih, birkaç gün öncesine kadar güçlü görünen rejimlerin aniden çöktüğü örneklerle dolu.

Uzmanlara göre İran için de aynı durum geçerli olabilir: Eğer bir kırılma noktası ortaya çıkarsa, bu çoğu zaman beklenmedik ve çok hızlı gerçekleşebilir.