Suriye Dışişleri Danışmanı: ‘Özerkliği reddediyoruz, orduya katılım bireysel olmalı’
Suriye’de Baas rejiminin devrilmesinin ardından başlayan yeni dönemde, en hassas ve stratejik düğüm noktalarından biri olan "Kürtlerin statüsü" meselesi, Şam ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasındaki müzakerelerin merkezinde yer almaya devam ediyor.
Suriye Arap Ordusu ve Şam destekli grupların Rojava’ya yönelik saldırılarının devam ettiği bir dönemde, Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara yönetiminin dış politikadaki isimlerinden biri olan Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Ubayda Gadban, Rûdaw TV’ye verdiği özel röportajda sürece dair açıklamalarda bulundu.
Gadban; 18 Ocak mutabakatının geleceğinden SDG’nin Suriye ordusuna nasıl dahil edileceğine, Kobani’deki kuşatma iddialarından IŞİD mahkumlarının Irak’a nakline kadar pek çok kritik başlığı değerlendirdi.
Gadban, SDG’nin "ayrı bir askeri blok" olarak korunması talebinin neden artık masada olmadığına dair soruyu yanıtladı.
Gadban, Rûdaw TV bülteninde Nalin Hasan’ın sorularını yanıtladı:
Sayın Gadban, ateşkesle başlayalım. Mevcut ateşkes anlaşmaları, Amerikalıların IŞİD tutuklularını Irak’a nakletmesini kolaylaştırmak için atılmış zorunlu bir adım mı? Yoksa bunu DSG ile nihai bir anlaşmaya varmak için bir fırsat olarak mı görüyorsunuz?
İki taraf arasında bir husumet yok; ancak sahada IŞİD tutuklularının Irak'a nakliyle ilgili teknik değerlendirmeler mevcut. İşin diğer boyutu ise iyi niyetin kanıtlanması, diyalog kanallarının açık tutulması ve DSG dahil tüm tarafların çıkarına olacak bir entegrasyona ulaşma çabasıdır. Bu süreçlerin eş zamanlı yürümesini umuyoruz. Yani 15 gün geçsin de sonra müzakere edelim demiyoruz; aksine, varılan mutabakat uyarınca orduya katılım ve görev devir teslim süreçlerinin fiilen başlamasını bekliyoruz. Şu an DSG'den gelecek isim listelerini ve bu katılımın en kolay şekilde gerçekleşeceği mekanizmayı bekliyoruz.
DSG, dün geceden beri Suriye Arap Ordusu’nun kuşatma altındaki Kobani çevresindeki köylere saldırdığını açıklıyor. Bu güçler neden ateşkesi ihlal ediyor? Ordu birimleri emirlerini tek bir merkezden almıyor mu?
Hayır, kesinlikle yüksek bir askeri disiplin söz konusu. Bunu Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da da gördük; disiplin dışına çıkılmadı, hem liderlik hem de bireysel düzeyde tam bir bağlılık vardı. Çatışmalara gelince; operasyon heyetimiz DSG tarafından yapılan ihlalleri, havan toplarıyla veya keskin nişancı atışlarıyla öldürülen sivilleri belgeledi. Ancak bu tür münferit ihlallerin ateşkesi ve verilen mühleti çökertmesine izin vermeyeceğiz. Aynı zamanda, dün ilan edilen insani koridorlar üzerinden yardım konvoyları Kobani’ye ulaşmaya başladı. Bizim önceliğimiz, insani ve maddi maliyeti en aza indirmektir. Askeri çözüm bir ihtimaldir ancak bizim öncelikli tercihimiz değildir.
Suriye hükümeti gerçekten DSG ile anlaşmak mı istiyor yoksa onu tasfiye mi etmek istiyor?
Suriye hükümeti sadece DSG ile değil, mevcut tüm askeri güçlerle anlaşmak istiyor. Bu bir yıllık bir stratejidir ve görüş ayrılıklarına rağmen askeri çözüme başvurulmadı. DSG şu an eski gücünü ve geniş kitlesini (Arap grupları) kaybetmiş durumda; geriye kalan yapı daha çok YPG ağırlıklı bir kitle. Amacımız tasfiye değil; sivillerin korunması, devlet egemenliğinin tesisi ve bölgesel istikrarın sağlanmasıdır. DSG kontrolündeki büyük ekonomik kaynakların devlet kontrolüne geçmesi, Suriye’nin yeniden inşası için hayati önemdedir.
DSG’nin bir askeri tümen olarak Suriye Ordusu içinde yer almasını neden kabul etmiyorsunuz?
Bu seçeneği geçen yıl reddeden taraf Suriye hükümeti değil, DSG idi. Anlaşma; ordu içinde üç tümen ve iki tugay şeklinde yer almaları yönündeydi. Bu artık bir sır değil. Ancak DSG bunu kabul etmedi. Şimdi sahadaki gerçeklik değiştiği için bu seçenek artık ne masada ne de mümkün. Fakat "bireysel katılım" modeli bile DSG’ye geniş bir yer bırakıyor. Savunma Bakan Yardımcılığı, valilikler ve diğer etkili makamlar DSG kadrolarına açılıyor. Bu, yerel yönetimi kurumsal ve askeri açıdan güçlendirecektir.
Al-Monitor, 4 Ocak'ta Şam'daki toplantıda "3 tümen" konusunda anlaşıldığını, ancak Dışişleri Bakanı Esed Şeybani’nin odaya girip Amerikalı komutanı dışarı çıkardığını ve Mazlum Abdi’ye "Anlaşmıyoruz" dediğini yazdı. Bu doğru mu?
Bu anlatıyı tamamen reddediyoruz. Belgeler yayınlandığında görülecektir ki, 3 tugay önerisi bizzat Suriye tarafınca sunulmuştu ve reddeden taraf başkalarıydı. Sayın Şeybani’nin Amerikalı komutanı dışarı çıkardığı iddiası da gerçek dışıdır. Ben o toplantıda değildim ancak ilişkilerin doğası böyle bir şeye izin vermez. Öyle bir olay yaşansaydı, mevcut diplomatik ve askeri tablo bu şekilde devam etmezdi. Müzakerelerdeki bu tarz detaylar asıl düğüm noktası değildir; asıl mesele nihai çözümdür.
Kürtler arasında, Dışişleri Bakanı Şeybani’nin Kürt yönetimine, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’dan daha fazla karşı olduğu söyleniyor. Bu doğru mu?
Bu da tamamen asılsız. Sayın Şeybani bizzat müzakere sürecini yürüten ve buzları eritmek için her zaman olumlu öneriler sunan isimdir. Kendisi Hasekelidir ve bölgedeki Arap-Kürt hassasiyetlerini en iyi bilen kişidir. Barışçıl bir çözümü hem devlet stratejisi gereği hem de şahsi tecrübesiyle en çok o istemektedir. Geçen yıl gerçekleştirdiği yaklaşık 500 diplomatik görüşme onun diyalog odaklı performansının kanıtıdır.
Neden DSG savaşçılarına "bireysel katılım" şartı koşuluyor? Oysa ordu şu an eski muhalif gruplardan oluşan tümenlerden meydana geliyor. Örneğin Ebu Amşa, şu an 25. Tümen Komutanı. DSG neden bir tümen olarak kabul edilmiyor?
Öncelikle bir düzeltme yapayım; bahsettiğiniz isimler terör listesinde değil, bazı ekonomik yaptırım listelerindeydi. Ayrıca Sayın Muhammed el-Casim (Ebu Amşa) de bireysel olarak katıldı, bir blok olarak değil. Kendisi artık Hama’da görev yapıyor; yani o eski askeri blok dağıtıldı. DSG'den gelecek isim, Sayın Casim'den çok daha üst düzey bir rütbe ve makamda (Bakan Yardımcılığı gibi) olacaktır. 3 tümen meselesine gelince; o zaman DSG bu kapasitede bir alanı kontrol ediyordu ancak şimdi sahadaki durum değişti. Artık eski tablo üzerinden konuşamayız. Ayrıca amacımız "idari yerinden yönetim" ile Kürtlerin kendi bölgelerinde (Haseke, Kobani gibi) söz sahibi olmalarını sağlamaktır.
Suriye’de aşiretlerin DSG’ye yönelik saldırılarına neden resmi bir kararla engel olmuyorsunuz? Bu bir iç savaşa yol açmaz mı?
Bu durum 24 saat içinde kontrol altına alındı. DSG’nin kontrolündeki bölgelerdeki halk ayaklanması; DSG’nin ayrımcı politikaları, zorla silah altına alma ve keyfi tutuklamalar gibi uzun süreli nedenlerden kaynaklanıyordu. Suriye Ordusu bölgeye girdiğinde tansiyonu hızla düşürdü. Sadece resmi kararlar yetmez; kışkırtıcı söylemlerin önüne geçecek nefret söylemi yasaları üzerinde çalışmalıyız. Bu, parlamentomuzun (Halk Meclisi) öncelikli görevidir.
Kürt bölgelerine otonomi (özerklik) vermeye hazır mı sınız?
Otonomi ile yerinden yönetimi ayırmak gerekir. Otonomi, "devlet içinde devlet" veya bölünme riskini taşıdığı için egemenlik haklarımızla bağdaşmıyor ve kabul edilemez. Ancak 107 sayılı kanun çerçevesinde "idari yerinden yönetim" (adem-i merkeziyetçilik) üzerinde çalışıyoruz. Haseke ve Kobani gibi özel nitelikli bölgeler için yerel yönetim yetkilerini genişletmeyi, merkezi düzeyde ise tam katılımı hedefliyoruz.
Geçen yıl Kamışlo’da düzenlenen Kürt partileri kongresinden bir ortak müzakere heyeti çıkmıştı. Bu ortak heyeti Şam’da kabul etmeye hazır mısınız?
Biz Şam’ın Kürt siyasi faaliyetlerinin merkezi olmasını istiyoruz. Kürt partilerinin —DSG'den bağımsız olarak— siyasi hayata katılımı bizim için önemlidir. Kamışlo’daki kongrenin sorunu, "Rojava" gibi ifadelerle egemenliği hedef almasıydı. Ancak siyasi katılım kapısı açıktır. Şam, Suriyeli Kürt aktörlerin ana merkezi olmalıdır; herhangi bir dış başkent değil. Bu heyetin Şam ziyareti, ister davetle ister taleple olsun, memnuniyetle karşılanacaktır. /Rudaw