Washington'ın Gözünde Neçirvan Barzani: İstikrarın Stratejik Anahtarı

Neçirvan Barzani ile Marco Rubio arasında Şubat 2026’da gerçekleşen görüşme, Amerikan basınında sıradan bir diplomatik temas olarak değil, Washington’un Ortadoğu yaklaşımında askeri müdahale yerine “istikrarlı ortaklıklar” modeline yönelişinin işareti olarak yorumlandı.

Washington'ın Gözünde Neçirvan Barzani: İstikrarın Stratejik Anahtarı

Münih Güvenlik Konferansı'nda gerçekleştirilen Barzani–Rubio görüşmesi, Amerikan medyasında geniş yankı buldu. Özellikle Associated Press ve Reuters gibi önde gelen ajanslar, temasın yalnızca protokol gereği bir buluşma olmadığını, ABD’nin bölgesel önceliklerini yeniden tanımladığı hassas bir döneme denk geldiğini vurguladı.

Analizlerde, Irak Kürdistan Bölgesi’nin istikrarsız bir Ortadoğu denkleminde “istikrarın çıpası” olarak öne çıktığına dikkat çekildi. Washington’un doğrudan askeri müdahaleden ziyade, yerel ve güvenilir ortaklıklar üzerinden etki alanını sürdürme arayışında olduğu değerlendirmesi yapıldı.

Özellikle Al-Monitor’un İngilizce analizlerinde, Barzani–Rubio görüşmesinin, Mazlum Abdi liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri ile yürütülen eş zamanlı Amerikan temaslarıyla bağlantılı olduğu ifade edildi. Bu çerçevede Barzani’nin, Suriye’de Kürt haklarının “birleşik bir devlet” yapısı içinde güvence altına alınmasına katkı sunabilecek bölgesel bir arabulucu olarak algılandığı aktarıldı.

The Washington Post’ta yayımlanan görüş yazılarında ise Rubio’nun diplomasi anlayışı, net ittifaklar ve güvenilir ortaklara dayalı geleneksel Cumhuriyetçi çizgiye yakın bir yaklaşım olarak tanımlandı. Bu perspektifte Kürdistan Bölgesi, güvenlik istikrarını siyasi açıklık ve dengeli bölgesel rol ile birleştiren bir model olarak sunuldu.

Savunma odaklı Amerikan yayın organlarında ise Rubio’nun Peşmerge güçlerine yönelik övgüsü öne çıkarıldı. “Yerel müttefikleri güçlendirme” yaklaşımı çerçevesinde, özellikle petrol ihracatının yeniden başlamasıyla ekonomik öz yeterliliğin artırılmasının, kalıcı Amerikan askeri varlığına olan ihtiyacı azaltabileceği görüşü işlendi.

Sonuç olarak Amerikan basını, bu görüşmeyi diplomatik bir nezaket temasından ziyade, “neo-realizm” ekseninde şekillenen yeni bir stratejik yaklaşımın göstergesi olarak değerlendirdi. Bu çerçevede Neçirvan Barzani; sakinliği, uzlaştırıcı dili ve dengeli diplomasi anlayışıyla, Washington’un maliyetli askeri maceralar yerine istikrar arayışına dayalı yeni politikasında güvenilir bir ortak figür olarak konumlandırıldı.

Gözlemciler, bu yaklaşımın, Kürt siyasi hareketinde birlik arayışına önem veren ve uzlaşı kültürüyle anılan İdris Barzani mirasının güncel bir yansıması olduğu görüşünde birleşiyor.

Bu tablo, Erbil’in artık Washington’un hesaplamalarında tali bir başlık değil; bölgesel öncelikleri şekillendiren stratejik bir merkez olarak görüldüğüne işaret ediyor. Denklemin merkezinde ise, karmaşıklığı yönetmeyi istikrara dönüştürebilen bir liderlik profili yer alıyor.