Demokrasi Platformu’ndan iki dilde çağrı: ‘Devlet Kürtlerle barışmalı’
Ertuğrul Yalçınbayır, Bahattin Yücel, Hüseyin Çelik, Haşim Kılıç, Doğu Ergil gibi isimlerin de aralarında yer aldığı eski bakanlar, siyasetçiler ve akademisyenlerden oluşan Demokrasi Platformu, “Barış Çağrısı” bildirisi yayımladı. Türkçe ve İngilizce çağrıda, “Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil, devletin başta Kürtler olmak üzere ‘ötekileştirilen’ veya kendisini ‘öteki olarak hisseden’ tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki, terörden arındırılmış Türkiye hedefine, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız” denildi.

"Adalet Çağrısı" başlıklı bildiriyi geçen haziran ayında yayımlayan Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla "Barış Çağrısı"nda bulundu.
Eski Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır, eski bakanlar Bahattin Yücel, Ertuğrul Günay, Hakan Tartan, Hüseyin Çelik, Müslüm Doğan, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile Doğu Ergil’in de aralarında bulunduğu Demokrasi Platformu'nun, “Barış Çağrısı” bildirisi, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlandı.
19 kişinin imzası bulunan bildiride, dünyanın, özellikle de Ortadoğu bölgesinin ve Türkiye’nin barışa her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu belirtildi.
"Türkiye’nin her geçen gün artan gerginlik ve toplumsal kargaşa riski içinde yaşadığı, dünyadaki saygınlığının ve etkisinin giderek aşındığı" vurgulanan bildiride, Türkiye’nin, dünyanın gelişmiş ve en saygın ülkelerinden biri olabileceğinin, bölge ve dünya barışına önemli katkılar yapabileceğinin altı çizildi.
“Bunu sadece bakış açımızı, ufkumuzu ve söylemimizi değiştirerek yapabiliriz” denilen bildiride, Avrupa’da yükselen faşizmin de Batı karşıtlığıyla körüklenen radikalizmin de barış sağlanarak önlenebileceği vurgulandı.
Bildiride, “Bunu yapabiliriz. Ancak bunun bir ön koşulu var. Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil; devletin, başta Kürtler olmak üzere, ‘ötekileştirilen’ veya kendisini ‘öteki olarak hisseden’ tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki, terörden arındırılmış Türkiye hedefine, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız” ifadeleri yer aldı.
"'Savaş' kelimesinin yerine 'barış'ı koyarak geleceğin inşasına katkı yapabiliriz"
Demokrasi Platformu tarafından yayımlanan bildiri şöyle:
“Her yıl 1 Eylül, barışın önemini vurgulamak amacıyla tüm dünyada ‘Barış Günü’ olarak kutlanıyor. Bugün dünyanın, özellikle de bölgemizin ve ülkemizin barışa ihtiyacı her zamankinden daha fazla. Çevremizi kuşatan sıcak çatışmaların büyük ve yok edici bir savaşa dönüşme olasılığı adım adım yükseliyor. Türkiye ise her geçen gün artan gerginlik ve toplumsal kargaşa riski içinde yaşıyor. Ülkemizin dünyadaki saygınlığı ve etkisi giderek aşınıyor. Toplumda huzur ve güven beklentisi, geleceğe umutla bakan insanların, özellikle de gençlerin sayısı azalıyor. Büyük bir ümitsizlik ve hayal kırıklığı yaşanıyor. ‘Umut’ ve 'güven' ne yazık ki mumla aranan kavramlar haline geldi.
Oysa bütün bunları kolayca değiştirmemiz mümkün. Türkiye dünyanın gelişmiş ve en saygın ülkelerinden biri olabilir; varlıklı, bolluk içinde, güvenli ve huzurlu olabilir. Bölge ve dünya barışına önemli katkılar yapabilir. Bunu sadece bakış açımızı, ufkumuzu ve söylemimizi değiştirerek yapabiliriz. İzanımızda ve vicdanımızda iki kelimenin yerini içtenlikle değiştirerek inanılmaz bir değişimi yakalayabiliriz. 'Savaş' kelimesinin yerine 'barış'ı koyarak ülkemiz, bölgemiz ve dünya için yeni bir geleceğin inşasına katkı yapabiliriz.
"Avrupa’da yükselen faşizmi de Batı karşıtlığıyla körüklenen radikalizmi de barışı sağlayarak önleyebiliriz"
Eşsiz bir coğrafya ve derin bir tarihe sahibiz. Türkiye üç kıtanın bağlantı noktasında hem Balkan hem Ortadoğu ve hem bir Kafkasya ülkesidir. Son dönemde bölgemizde yaşanan gelişmeler, ülkemizin bu özelliğini ve bu özelliğin önemini daha da açık şekilde ortaya koyuyor. Bu tarih ve coğrafyanın bize özgün ve benzersiz bir stratejik ağırlık sağladığı açıktır. Türkiye şimdi bu ağırlığını bütün gücüyle bölgesinde ve dünyada “barış için” kullanmalıdır. Türkiye, Avrupa ile Ortadoğu’yu, farklı inanç ve kültürleri uzlaştırabilme, bir araya getirebilme, güven tesis edebilme açısından çok az ülkenin sahip olduğu bir konuma sahiptir. Batı kültürünü de Doğu kültürünü de kendi yaşam biçiminin içinde birleştirmiş; Müslümanlıkla Hıristiyanlığı yüzlerce yıl bir arada yaşatmış bir imparatorluğun, büyük bir geleneğin ve kültürün varisleriyiz. Bugün birbirine düşman, birbirinden korkan toplumları, ülkeleri bir araya getirebiliriz. Müslümanlar ve Hristiyanlar birbirlerine uzak olabilir, ama biz bir imparatorluk kültürünün mirasçıları olarak tümünü tanıyor, birlikte yaşama geleneğinden geliyoruz. Avrupa’yı biliyoruz, Ortadoğu’yu biliyoruz. Hem Avrupalı hem Ön Asyalıyız. Barış için yüklenebileceğimiz eşsiz görev ve sorumluluklar var. Bölge ve dünya barışına büyük katkı yapabilecek potansiyele, geleneğe ve kültüre sahibiz. İslam korkusuyla Avrupa’da yükselen faşizmi de Batı karşıtlığıyla körüklenen radikalizmi de barışı sağlayarak önleyebiliriz.
Bunu yapabiliriz. Ancak bunun bir ön koşulu var. Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil; devletin, başta Kürtler olmak üzere, 'ötekileştirilen' veya kendisini 'öteki olarak hisseden' tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki, terörden arındırılmış Türkiye hedefine, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız. Birbirinden neredeyse nefret eder hale gelen, kutuplara ayrılan; farklı kültürler ve düşüncelerin, farklı inanç ve görüşlerin barışmasından, eşitlik, güvenlik ve refah içinde yaşamasından söz ediyoruz.
Evrensel hukukun güçlü temeli üzerinde kendi iç barışımızı sağlayabilirsek, bu husumet ve nefret iklimini sona erdirebilirsek, dünya barışını sağlamaya katkı yapar, dünyanın güçlü ve saygın ülkelerinden biri haline gelebiliriz. Bunu ancak adaletle, insan hak ve özgürlüklerine saygıyla sağlayabiliriz. Haziran başında Demokrasi Platformumuzun yayınladığı Adalet Çağrısı'nda da ifade edildiği gibi 'adaletin sağladığı kalıcı barış ortamında ekonomi gelişir, verim, üretim artar, demokrasi kurumsallaşır ve refahı yaygınlaştırabiliriz.'
"Geniş bir coğrafyanın kutup yıldızı olabiliriz"
O zaman Türkiye dünyanın çekim merkezlerinden biri haline gelebilir; geniş bir coğrafyanın kutup yıldızı olabiliriz.
Onun için ülkemizin bütün insanlarına çağrımız var: Yüreğimizde, aklımızda ve bütün söylemimizde ‘savaş’ sözcüğünün yerine ‘barış’ı koyalım. Hukukun güvencesi ve adaletin aydınlığında önce içeride barışı kuralım. Kaynaklarımızı barışı, doğayı, çevreyi, bilimi, kültürü geliştirecek önceliklerle değerlendirelim. Kendimiz için ve dünya için huzurlu, güvenli, daha gelişmiş bir gelecek hayal edelim. Büyük bir imparatorluğun küllerinden büyük bir barış ülkesi yaratalım. Zümrüdüanka kuşu gibi yeniden açalım kanatlarımızı, yükselelim. Bu mümkündür ve tam zamanıdır. Yeter ki inanalım. 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun."
Bildiriye imza atan isimler şöyle:
Abdulbaki Erdoğmuş, eski Diyarbakır Milletvekili, ilahiyatçı; Ali Rıza Çoban, Doç. Dr, hukukçu; Bahattin Yücel, eski Turizm Bakanı, tarihçi, turizmci; Beyhan Aslan, eski Denizli Milletvekili, hukukçu; Doğu Ergil, Prof. Dr, sosyolog; Erdal Türkkan, Prof. Dr, iktisatçı, rekabet hukuku uzmanı; Ertuğrul Günay, eski Kültür ve Turizm Bakanı, hukukçu; Ertuğrul Yalçınbayır, eski Başbakan Yardımcısı, hukukçu; Figen Çalıkuşu, avukat, yazar; Hakan Tartan, eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, gazeteci, yazar; Haluk Özdalga, eski Ankara Milletvekili, mühendis, yazar; Haşim Kılıç eski Anayasa Mahkemesi Başkanı; Helün Fırat, işletmeci, yönetici; Hüseyin Çelik, Prof. Dr, eski Milli Eğitim Bakanı; Mehmet Altan Prof. Dr, iktisatçı; Sırrı Özbek, eski İstanbul Milletvekili, hukukçu, yazar; Müslüm Doğan, eski Kalkınma Bakanı, mühendis; Nesrin Nas, eski İstanbul Milletvekili, iktisatçı; Suat Kınkılıoğlu eski Çankırı Milletvekili, uluslararası ilişkiler uzmanı.