Milletler Cemiyeti'nin 100 yıllık raporunda Rojava sınırları nasıl belirleniyor?
Tarihi 100 yıldan eskiye dayanan nadir bir belge, Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvam) Türkiye ile Irak arasındaki sınır sorunu hakkında hazırladığı siyasi ve coğrafi raporun ayrıntılarını ortaya koyuyor.
Milletler Cemiyeti(*) Konseyi'nin kararı üzerine 30 Eylül 1924'te kaleme alınan bu rapor, Musul Vilayeti meselesini ve bölgenin ulusal kimliğini anlamak için en önemli kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor.
Kürdistan'ın Anadolu'dan ayrılması
Bağdat'ta basılan bu raporun 30. sayfasında, sorunlu bölgelerin kimliği ve isminden bahsediliyor.
Rapor, tarihsel ve coğrafi olarak Kürdistan olarak bilinen bölgelere "Anadolu" ismini dayatmaya çalışan Türkiye'yi açık bir şekilde eleştiriyor.
Raporun bir bölümünde şöyle deniliyor:
"Komitenin dikkatinde olan o dağlık bölgeler her zaman 'Kürdistan' ismini taşımışken, ovalık bölgeler Diyarbekir ve Cizre (Cizîr) olarak isimlendirilmiştir."
Sykes-Picot ve İngiliz ile Fransızların bölüşümü
Rapor, Sykes-Picot anlaşmasına dikkat çekiyor ve bu anlaşmanın bölgeyi nasıl böldüğünden bahsediyor. Belgeye göre, o dönemde Kerkük ve Süleymaniye Irak'ın bir parçası olarak belirlenmişken, o dönemin bazı haritalarına göre Musul ve Erbil, (Fransa mandasındaki) Suriye'nin bir parçası olarak sayılmıştı. Rapor şuna işaret ediyor:
"Bu bölünmeler daha çok siyasiydi ve sahadaki gerçekler göz önüne alınmamıştı."
"İki nehir arası" coğrafyası
Milletler Cemiyeti Komitesi, sınırları belirlemek için "Britannica Ansiklopedisi" ve 1848 tarihli Osmanlı haritası gibi çeşitli tarihi kaynaklara dayanmıştır.
Rapor, iki nehir arası bölgeden veya "Mezopotamya"dan bahsederek şunları belirtiyor:
"Sınırları doğudan Dicle nehri üzerindeki ovalardan başlar ve kuzeyde de her iki nehir arasına düşen o dağlara ve yükseltilere ulaşır."
Türkiye'nin iddialarının reddi
Belgenin renkli metninde görüldüğü üzere noktalardan biri, "Rojava" (Batı Kürdistan) ifadesiyle yer alan ve Suriye'nin birbirinden ayrı olduğu gerçeğine yapılan vurgudur.
Raporda "Türk Hükümeti'nin iddia ettiği gibi Anadolu'nun bir parçası olduğunu iddia etmek de bir hatadır. Bu iki memleket, Suriye ve Batı Kürdistan'ın birbirinden ayrıldığı gibi, yaklaşık olarak Toros Dağları ve Ermenistan çizgisinde birbirinden ayrılmıştır" ifadeleri yer alıyor.
Devamında ise şu ifadelere yer veriliyor:
"Hükümetin (Türkiye'nin), Diyarbakır, Mardin ve Nusaybin vilayetlerine Anadolu ismini vermesi fahiş (büyük) bir hatadır; bu tabirin kullanımı, sadece söz konusu vilayetler ile tartışmalı bölge arasında daima ortak isimler bulunması ve dağlık kısımların her birinin aynı ismi (Kürdistan) taşıması, aşağı arazilerin ise (Diyarbakır ve Cezire) ismini taşıması durumunda mantığa bürünebilir."
Rapor, tarihi çarpıtmak isteyen ve bölge için "Türkmeneli" (Turkomania) ismini veya diğer yanlış isimleri kullanmak isteyen taraflara sert bir şekilde cevap veriyor.
Komite, tüm kaynaklar üzerindeki incelemesinden sonra şu sonuca vardı: "Türkiye'nin, bu bölgeleri ulusal veya tarihi temelde kendi topraklarına katma iddiasını destekleyecek hiçbir belge yoktur."
Bu belge, en hassas dönemde ve o dönemin en yüksek uluslararası otoritesi (Milletler Cemiyeti) tarafından yazılmış olmasıyla, Kürdistan topraklarının tarihini ispatlamak adına hukuki bir kimlik olarak durmaktadır.
(*)Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya barışını korumak ve ülkeler arası anlaşmazlıkları çözmek amacıyla 1920'de kurulan ilk küresel uluslararası örgüttür, ancak II. Dünya Savaşı'nı önleyemediği için etkinliğini yitirmiş ve 1946'da yerini Birleşmiş Milletler'e bırakmıştır